30 yaşındaki Zeynep A., İstanbul’da yaşadığı kabus dolu evliliği sonuçlanmadan, korkunç bir sona ulaştı. Eşi tarafından sık sık fiziksel şiddete maruz kalan Zeynep, boşanma kararı aldı ve bunun üzerine eşi tarafından katledildi. Üzerinde uzun yıllar süren işkencenin izlerini taşıyan Zeynep'in hayatı, evliliğindeki bu zor döngüyü sona erdirmek istemesiyle son buldu. Bu trajik olay, kadına yönelik şiddetin ve ev içi saldırıların toplumdaki korkunç gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Zeynep, eşiyle 8 yıl süren bir evlilik yaşamıştı. Bu yılların çoğu, fiziksel ve psikolojik şiddetle doluydu. Çeşitli raporlar, Zeynep’in sık sık hastaneye kaldırıldığını ve vücudundaki yaralarla doktorların dikkatini çektiğini ortaya koyuyor. Ancak ne yazık ki, Zeynep’in yaşadığı bu zorluklara dikkat çeken kimse olmamıştı. Ebeveynleri, arkadaşları ve komşuları, erkeğin agresif tavırları karşısında sessiz kalmış fakat Zeynep’i kurtarma çabası göstermemişti. Zeynep’in yaşadığı şiddet olayları, hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını derinden etkiledi. Psikolojik tedavi görmesine rağmen, boşanmak istediği eşi bu durumu kabullenemedi ve zamanla daha da öfkeli ve saldırgan bir tutum sergilemeye başladı.
Gün geçtikçe dayanılmaz hale gelen baskı ve şiddet, Zeynep’in boşanma kararının altındaki motivasyonu güçlendirmişti. Bir sabah Zeynep, cesaretini toplayarak eşiyle yüzleşmeye ve boşanma dilekçesini vermeye karar verdi. Ancak bu karar, onu daha büyük bir tehlikenin içine attı. Eşi, büyük bir öfkeyle cevap verdi. Zeynep’in kaçış yolu olarak gördüğü boşanma davası, maalesef onun için bir ölüm fermanı haline geldi.
Olaydan önceki gün, Zeynep bir kez daha şiddet dolu bir akşam geçirmiş, sabaha karşı ise çaresizlik içinde sığınacak bir yer aramıştı. Evinden çıkmadan önce, yakın arkadaşlarından birine olanları anlattı ve yardım istemişti. Ancak Zeynep’in eşi, onun bu çabalarını engelleyerek, evde gerçekleşecek bir kavga için hazırlık yapıyordu.
Üzücü olay, dikkat çekici bir şekilde zamanında ulaşan yardım çağrıları ile önlenebilirdi. Ancak ne yazık ki, yaşanan içsel korkular ve toplumun genel tutumları, çoğu kadının acısını yalnız başına çekmesine yol açıyor. Zeynep’in ölümü, sadece onun hikâyesi değil; toplumun birçok yerinde benzer acılar çeken kadınların dramının bir yansıması. Bu olaydan sonra kadın hakları savunucuları, meselenin daha fazla konuşulması ve bilinçlenme için bir adım atılması gerektiğini vurguluyor.
Zeynep’in trajik ölümüyle birlikte, kadına yönelik şiddet Türkiye’de maalesef sıradanlaşmış bir hale geldi. Sayılar giderek artmakta, kadınların yaşadığı bu korkmuş dünyayı sorgulayan cümleler çoğalmakta. Kadınlar, fiziksel şiddet, psikolojik baskı ve cinsel istismar gibi olaylarla karşılaşıyor, çoğu kez ise korku ve çaresizlik içinde sessiz kalmak zorunda bırakılıyor. Yetkililerin de bu konuda alacakları önlemler kritiktir. Zeynep gibi mağdurların sesi, daha fazla insan tarafından duyulmadığı sürece, benzeri olayların devam etmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu durum, toplumsal bir yara haline gelirken insanlar, Zeynep’in adını unutmadan hakanın kadınlara dönük şiddeti durdurma adına harekete geçmesini umuyor.
Sonuç olarak, Zeynep’in hikayesi, sadece bir kadının evliliğinde yaşadığı zorlukları değil; aynı zamanda toplumun toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine koyduğu kör gözleri de simgeliyor. Duyarsızlık ve kayıtsızlık, her kadının yaşamda bir tehlikeyle karşılaşabileceği gerçeğini gizlemekte. Zeynep’in ardından, çok sayıda kadının daha sesi çıkmadı, fakat artık haykırılması gereken bir gerçek var: Kadın öldürmek bir çözüm değildir! Önemli olan, dinlemek ve çözüm ortaklığı kurarak hayata tutunan bu kadınlara destek olmaktır.
Zeynep’in anısını yaşatmak ve kadınların sesi olmak için mücadele edenleri desteklemek, hepimizin görevi olmalıdır. Boşanmak isteyip de hayatına son verilen bir kadının trajedisi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddetle mücadelenin ne denli önemli olduğunu hatırlatmaktadır.