Her gün tekrarlanan korku dolu anlar, Merve’nin hayatının rutinini oluşturmuştu. Evliliğin başlangıcı umut doluyken, zamanla bu umut yerini karanlık bir baskıya bıraktı. Merve, yıllarca süren fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalarak hayatta kalmaya çalıştı, çünkü en büyük korkusu boşanmanın ona getireceği belirsizlikti. Ancak dayakların dayanılmaz hale gelmesi, onun bu karanlık döngüden kurtulma isteğini doğurdu. Boşanmak istediği gün, hayatının sonunu hazırlayan dramatik bir olay yaşandı. Merve’nin hikayesi, sadece bir kadın değil, birçok kadının yaşadığı benzer zorlukları da gözler önüne seriyor.
Merve, evlenmeden önce hayalleri olan bir genç kadındı. Ailesi, arkadaşları ve herkes, onun mutlu bir evliliğe adım atacağını düşünüyordu. Ancak ne yazık ki, gerçekler tam tersiydi. Eşi, zamanla dönüştüğü kontrolcü ve saldırgan tutumlarıyla Merve’nin hayatını zindana çevirdi. Özellikle ilk yıllarında Merve, eşinin baskıcı tavırlarını geçici bir dönem olarak görmekte ısrar etti; fakat zamanla bu durumun geçici olmadığını anladı. Eşi, evlerinde iktidarını pekiştirdikçe, Merve’nin özgüveni ve mutluluğu da yerle bir oldu.
Bunun yanı sıra, Merve sadece fiziksel şiddet değil, aynı zamanda psikolojik baskıya da maruz kaldı. Eşi, yaptığı her şeyi eleştiriyor, onun fikirlerine ve isteklerine karşı kayıtsız kalıyordu. Merve, yaşadığı bu stres ve kaygı ile başa çıkabilmek için arkadaşlarıyla sosyal ilişkilerini zayıflatmaya başladı. Onun için eve kapanmak, eşiyle baş etmekten daha az yorucuydu. Ancak, zamanla kendine olan inancı tamamen sarsıldı ve boşanma düşüncesi aklında belirmeye başladı.
Merve’nin içinde bulunduğu çıkmaz, zamanla ona boşanmak istemek gibi bir cesaret verdi. Evliliğindeki şiddeti kabul etmeyi reddeden Merve, hayatını değiştirmeye ve kendini kurtarmaya karar verdi. Boşanma işlemlerine başlamak için gerekli adımları atmayı düşündüğünde, hemen bir avukatla görüşmeye karar verdi. Ancak bu kararın sonuçları, beklediğinden çok daha ağır olacaktı. Eşinin bu durumu öğrenmesi, Merve için felaket gibi oldu. Eşinin öfkesi, yıllardır kabullenmek zorunda kaldığı fiziksel şiddetten kat be kat fazlaydı. Onun hayatı, sıradan bir boşanma davasından çok daha karmaşık ve tehlikeli bir sürece dönüşüyor, Merve giderek korkuya kapılıyordu.
Sonunda, boşanma dilekçesini vermek için adliye önüne geldiğinde, eşi tarafından bir saldırıya uğradı. Merve, yardım çığlıkları atarken, çevredekiler onlara yardımcı olmak yerine sadece izlemekle yetindiler. O gün, Merve’nin hayatının sona erdiği gündü; hayatının son anında bile yalnız kalan Merve, söylediği son sözlerle geride kalanların yüreklerinde derin bir iz bıraktı. Merve’nin hikayesi yalnızca kendi trajedisinin değil, benzeri mağduriyetlere maruz kalan birçok kadının acısını da barındırıyor.
Merve’nin aile ve toplumun içinde birey olarak maruz kaldığı bu durum, yalnızca bireysel bir sorun değil, aynı zamanda bir toplumsal meseledir. Kadınların yaşadığı şiddet olaylarının artması, göz ardı edilemeyecek bir gerçektir. Çoğu zaman, bu tür sorunlar mahalle, aile ya da toplum içinde gizlenir. Bu nedenle, Merve’nin hikayesi, sesini çıkaramayan birçok kadına umut olmakla birlikte, toplumu düşünmeye de sevk etmektedir. Şiddet mağduru kadınların sesi olmanın, onlara yardım etmenin ve mağduriyetlerini azaltmanın yollarını aramak; toplumsal bir sorumluluktur.
Merve’nin ardından, onun yaşadığı acıları, korku ve çaresizlik duygusunu anlamak için daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiği bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Sadece bir cinayet olarak değil, aynı zamanda bir kadının hayata karşı verdiği savaşı göstermesi açısından büyük bir anlam taşımaktadır. Merve ve benzeri kadınların çığlıkları, sonunda duyulmalı, onların hikayeleri az veya çok, tüm toplumu etkilemeli ve dönüşmez noktaya gelen boşanma isteği önemsenmelidir. Bu kayıpları önlemek, hem kadın hem de toplum için elzemdir; çünkü her Merve, hayatta kalmayı ve özgürlüğü hak etmektedir.