Türkiye'de sanat ve zanaat geleneğinin yok olmamak için savaştığı bir dönemde, Halil Öztürk adında bir usta, babasından öğrendiği bilgileri aktararak kendi mesleğini yarım asırdır sürdürüyor. Halil Usta, özellikle modern tüketim kültürünün yaygınlaşmasıyla birlikte geleneksel el işçiliği ve sanatları koruma çabasını sürdürüyor. Bu mücadele, sadece bir meslek ediniminden öte, bir yaşam felsefesi olarak öne çıkıyor. Tüketim alışkanlıklarının giderek daha hızla değiştiği günümüzde, onun gibi ustalar, geleneksel değerlerin ne denli önemli olduğunu hatırlatıyor.
Halil Öztürk, çocukken babasının atölyesinde geçirdiği zamanları hatırlıyor. Babası, ahşap oymacılığı konusunda uzmanlaşmış bir sanatçıydı. Halil Usta’nın hatırladığı en güzel anlardan biri, babasının ona oymacılığın inceliklerini öğrettiği zaman. Her bir kesimde, her bir detayda, sabır ve sevgi olduğunu anlatmıştı. “O zamanlar çok eğlenmiyordum belki ama şimdi o günlerin ne kadar kıymetli olduğunu anlıyorum.” diyor Halil Usta. Usta, bu tecrübe ile sanatta kullanılan her bir aletin ve malzemenin önemini kavradı.
Bugün, Halil Usta’nın atölyesinde yapılan işlerden biri sadece birer nesne değil; her biri kendi hikayesini taşıyan sanat eserleri. Ahşap oymacılığında kullanılan çeşit çeşit ağaçlar, yüzyıllardır bu toprakların özüdür. Usta, bunun bilincinde olarak, ürünlerinde doğal malzemeleri tercih ediyor. Halil Usta, “Her bir parçamda, doğanın ruhunu hissediyorum. Tüketim kültürü ile savaşmak için, bu güzelliği daha çok insana ulaştırmalıyız.” şeklinde konuşuyor.
Halil Usta’nın eserleri, yalnızca estetik değerleri ile değil; aynı zamanda derin bir anlam taşıyor. Tüketim toplumunun hızlı ve yüzeyselliğine yanıt olarak, Halil Usta’nın işleri, dayanıklılığı ve uzun ömürlülüğü simgeliyor. Birçok insan, zamanla değeri azalacak olan seri üretim ürünleri yerine, bir hikâyesi ve özelliği olan el yapımı eserleri tercih etmekte. Usta, bu noktada malzeme seçimi ve işçilik kalitesi ile tüketicilere yeni bir bakış açısı sunuyor. “Geleneksel sanatlarımızın kaybolmaması gereken değerler olduğuna inanıyorum. Yeni nesilleri bu konuda bilinçlendirmek için elimden gelen her şeyi yapacağım.” diyor.
Bugün Halil Usta'nın dükkanı, birçok yerli ve yabancı turistin de ilgisini çekiyor. Herkes, geleneksel el işçiliği ile yapılan sanat eserlerinin arkasındaki emek ve sevgiye hayran kalıyor. Tüketim kültürünün baskın olduğu günümüzde, bu tür eserlerin birer anahtar olduğunu kabul eden insanların sayısı hızla artıyor. Her yıl katıldığı çeşitli sanat fuarları ve sergilerde, geleneksel zanaatları tanıtarak halkı bu konuda bilinçlendirmeye çalışıyor. Bunun yanında, gençleri de bu zanaat dalına yönlendirmek için atölyeler düzenliyor.
Halil Usta’nın hikayesi, yalnızca bir mesleki başarı değil; aynı zamanda geleneksel sanatların korunmasına dair bir öncü olma çabası. Onun özverisi ve azmi, birçok insanın umudu olmayı başarıyor. Tüketim kültürü ile mücadele eden bu tür zanaatkarların varlığı, gelecekte de değerlerimizi korumaya devam edeceği anlamına geliyor.
Sona yaklaştıkça, Halil Usta’nın geleceğe dair umudu da artıyor. “Daha fazla insanın geleneksel el sanatlarına yönelmesini, sanatı sadece tüketim aracı olarak değil, aynı zamanda yaşayan bir miras olarak görmesini istiyorum. Bu mirasın kaybolmaması için elimden geleni yapacağım.” şeklinde duygu dolu sözleri, her kelimesinde onun mesleğine olan bağlılığını gösteriyor. Zaman değişse de Halil Usta gibi sanatçılar, bu sürekliliğin bekçileri olarak yaşama devam edecek.